Evler yıktık, gönüller yaptık

Evler yıktık, gönüller yaptık

Antalya Ses Gazetesi’nin sorularını içtenlikle yanıtlayan Kepez Belediye Başkanı Hakan Tütüncü, “Görev yaptığımız 9 yılda 100 bin civarında gecekondu yıktık, ama hiç gönül yıkıp, kırmadık. Bana hep sorarlar ‘yapamadığınız bir şey kaldı mı?’ diye yapamadığım tek şey kaldı: Kepez’i bir üniversiteye kavuşturmak” diye konuştu

Eğer avukat olmasaydınız ne olurdunuz?

Herhâlde mimar olurdum. Küçüklüğümde benim en çok dikkatimi çeken şey kocaman binalar oldu. Bu binaları nasıl hayal etmişler, nasıl tasarlamışlar hep onları düşünürdüm. Mimari merakım var benim. İnsanların o küçücük beyinlerine bu hayaller nasıl sığıyor diye çok merak ederdim. Onlar üzerinde düşünüp, onlar üzerine hayaller kurmak beni çok meraklandırırdı. Hala da merak ediyorum. Hoşuma gidiyor yani bunlar. Avukatlık, hukukla uğraşmak çok önemli. Bazı meslekler çok kutsaldır. Hekimlik mesela çok kutsaldır. Hatta bazen şey diyorum; hekim hata yaptığında bir kişinin hayatını olumsuz etkiler. Ama hukukçu hata yaptığında bütün toplumun hayatını etkileyebilir. Bunlar çok önemli kutsal işler.

Savunma bir yerde, iddia makamı bir yerde. Karar verenle iddiada bulunan yüksekte bulunuyor ama avukat aşadığıda duruyor. Burada bir eşitsizlik dengesizlik yok mu?

Var. Olmaz mı! Necip Fazıl, “Savcı Bey sizin orada oturuyor olmanız marangoz hatasıdır” diyor. Çünkü, savcı ne yapıyor? Savcı iddia makamı. Karşısında savunma var. Peki karar verecek olan kim? Hakim. Hakim ne yapacak? İddia makamına ve savunmaya bakacak. Ona göre kararı verecek. Avukat aşağıda oturuyorsa savcının da aşağıda oturması lazım. Bizde ki, hukuk teorisi biraz farklı gelişmiş. Şu söylediğiniz mevzu fakültelerde bir yıl anlatılan bir derstir.

Biz yasaları Fransa’dan almışız. Bu orada da öyle mi?

Dünyada iki tane modern devlet anlayışı vardır. Birisi Kara Avrupasıhukuk devleti anlayışı. Diğeri de AngloAmerikan hukuk devleti anlayışı. Kara Avrupası’nı temsil eden Fransa’dır. Anglo Amerikan- Sakson anlayışını temsil eden de İngiltere’dir. Bu iki devletin hukuk ve devlete bakışı arasında kıldan ince ama kılıçtankeskin bir fark vardır. Çok önemli bir şeydir bu. Fransız ekolünde hukuku devlet üretir, hukuka vatandaş uymak zorundadır. Ama bu hukukun üstünlüğüne dayalı demokratik devlet anlayış yani Anglosakson anlayışında hukuk devlet yapmıyor. Hukuku vatandaşı yapıyor. Ama hukuka herkesten önce devlet uymak zorunda. Doğrusu da bu. Şimdi hukuk devleti anlayışında devlet bazen rutinin dışına çıkabilir. Ama bu hukukun üstünlüğüne dayalı demokratik devlet anlayışında devlet asla hukukun dışına çıkamaz. Asılolan ve kutsal olan bireyin özgürlüğüdür. Yani bizde uzun yıllar tartışıldı özellikle 28 Şubat gibi bir süreçte hukuk eğitimi almış olan ben bu tartışmaların İstanbul’da tam merkezindeydim. Bunları o zaman çok sorgulama imkanımız oldu. Necip Fazıl’ın bir yargılama sırasında savcıya, “Sayın savcı siz orada marangoz hatası sonucu oturuyorsunuz” dediğini de o yıllarda öğrenmiştim.

Türkiye neresinde peki bunun?

Biz de biliyorsunuz özelikle Sultan Abdülhamit devrinde yurt dışına giden Jön Türkler dediğimiz grup, Fransa’ya gidiyor ve orada eğitim alıyor. Bize de oranın anlayışlını getiriyor. Bende hep geriye dönüp, hep bunu söylerim, keşke biraz daha ileriye gitselermiş. Oradaki o hukukun üstünlüğüne dayalı demokratik anlayışı getirirlerdi o vakit. Biliyorsunuz Fransa Cumhuriyettir ama İngiltere’de krallık vardır. Krallığın olduğu yer demokrasinin beşiğidir. Öteki taraf o kadar gelişmemiştir. İnsanların hayat çizgilerinde olduğu gibi devletlerin hayat çizgilerinde de çok ufak kırılmalar olabiliyor. Keşke o gençler İngiltere’ye gönderilseymiş. O zaman Türkiye’nin demokratikleşme sürecinin biraz daha farklı olacağını düşünenlerdenim.

Siz bu hukukçusunuz ama avukatlık yaptınız mı?

2 buçuk yıl yaptım.

Bu süreçte, ‘Bu davada haksız yere mahkum ettirdim’ gibi bir durum oluştu mu?

Yok. Asla öyle bir davam da olmadı. 2 buçuk yıl süren avukatlığım boyunca vicdani sorumluluk hissi içinde olduğum bir davam olmadı. Ben ceza davalarına bakıyordum. Bir de medeni hukuk davalarına bakıyordum.

Başkanlık yaparken avukatlığa devam edemiyor musunuz?

Hukuken edemiyoruz. Belediye başkanlarının, milletvekillerinin avukatlık yapma yasağı var. Askıya alınıyor.

Bir avukat ve bir Antalya sever olarak Kepez’de şu anı değerlendirerek, şunu da yapmalıydım dediğiniz bir şey var mı? Aklınızda kalan yapamadığınız bir şey var mı?

Bir defa hedeflerimize fazlasıyla ulaştık bu dönem içerisinde. Ama her defasından durum daha yeni hedefleri koymayı gerektiriyor. O hedeflerinde peşinde koşmayı gerektiriyor. Benim şu an en çok istediğim ve düşündüğüm şey Kepez’e bir üniversite kazandırabilmek. Bununla da alakalı çeşitli girişimlerimiz var. ANSİAD’la bir çalışmamız var. İnşallah önümüzdeki günlerde de kamuoyunu bilgilendirici açıklamalar yapacağız. Çalışıyoruz şu an üzerinde. İnşallah onu da yapabilirsek Kepez’e çok daha büyük katkı, artı değer sağlamış olacağız. Çünkü Kepez’de eğitim alanında çok önemli adımlarda atıldı. Bir de bunu üniversite ile taçlandırabilirsek çok iyi olacağını düşünüyorum. Diğer taraftan üniversiteler şehrin gelişmişlik seviyesine ekonomisine, medeniyet profiline çok çok önemli katkılar sağlıyor. Bu olumlu katkılıları da bu vesileyle buraya almamız lazım. Kepez’e müzeler, spor tesisleri, arkeolojik yapılar kazandırıldı. Çevre ile ilgili birçok projeye imza atıldı. Kentsel dönüşümle ilgili birçok örnek uygulamalar gerçekleştiriliyor. Bütün bunların yanında bir de üniversite gibi bir adım atabilirsek kentin gelişmişlik seviyesini biraz daha ileri taşımız olacağız.

Bu anlamda Akdeniz Üniversitesi’nin misyonunu yerine getiremedi eleştirisi var hep.

Bizde üniversitelerin en önemli topluma sağladığı değer, bulundukları ortamı aydınlatmalarıdır. Üniversiteler bilimin yapıldığı yerlerdir. Dolayısıyla asıl olan şeyde, ışığıyla şehri aydınlatmalıdır. Üniversitelerin, halkla bütünleşmesi, toplum için bilgi üretmesi, kentle iç içe yaşamasının çok önemli olduğunu düşünüyorum. Kepez’de üniversite yokken, bunun hayalini kurup, bunu gerçekleştirmemizin çok önemli olduğunu söylüyorum.

Kepez’de muhteşem bir dönüşüm var. Siz Kepez’i devraldığınızda gecekondu rakamları kaçtı? Şu anda kaç?

Biz yaklaşık 9 yıllık zaman zarfında 100 bin civarında gecekonduyu kaldırdık. Bunların ağırlıklı bir kısmı kentsel dönüşüm, kentsel yenileme projeleri ile ortadan kalktı. Kalan kısımları da yol ve sosyal donatıların açılması ile ortadan kaldırmış olduk. Burada altı çizilmesi gereken en önemli husus; 100 bin civarı gecekondu kaldırılıyor şehirden ve en ufak bir kavga, gürültü olmadan hatta ve hatta şehir bunu hiç hissetmeden gerçekleştiriliyor bu adım. Bunun çok önemli olduğunu düşünüyorum. Geçmiş dönemlerde burada meclis üyeliği yapmış bir arkadaşımız bizi ziyaretinde şunları söyledi: biz eskiden 4 tane gecekondu kaldırdığımızda haber bültenlerine çıkıyorduk. Çok ciddi olaylar oluyordu. Siz 100 bin gecekondu kaldırıyorsunuz ve hiç kimseden çıt çıkmıyor. Bunun sırrı ne diye sormuştu. Bende espri olsun diye, meslek sırrı demiştim. Sonra ‘biz evleri yıkmaya gidiyoruz. Gönülleri yıkmaya değil’dedim. Eğer siz evi yıkmaya gidiyorsanız, gönlü yıkmaya gitmiyorsanız ve o evi kaldırmanın sonunda o vatandaşa getirmenin o olumlu, şehre kazandıracağı durumu iknai bir unsur olarak insanlara anlatıyorsanız bizim halkımız zaten sizin o düşünceleriniz paylaşıyor ve size yol veriyor. Tabi, bir de bu insanların tatmin edilmiş olmaları çok önemli. Biz de yıkımlar vatandaşlar tarafından yapılır. Belediyemiz çok az yıkım yapmıştır. Vatandaşımız bunları kendi eliyle, kendisi kaldırıyor. Neden? Çünkü bizona tapusunu veriyoruz. Yıkımla ilgili bir tarih belirlediğimiz zaman o tarihi onlara göre opsiyonel belirliyoruz. Bütün bunlarla birlikte o gecekonduların yerine yapılacak yeni binalarda nasıl bir hayatın yaşanacağını o insanlara anlattık, anlatıyoruz. Çok önemli bir nokta bu. İkinci önemli nokta da şu: burada biz çok ciddi anlamda bir kentsel dönüşüm uyguluyoruz. Ama bunu kimi yerde vatandaş eliyle uyguluyoruz. Biz tapuları vatandaşa veriyoruz. Vatandaş binaları yapıyor. Kimi yerde vatandaşların küçük küçük parsellerini bir araya getirip, daha değerli hale getiriyoruz. Vatandaş bunu kendisi müteahhitte veriyor, üzerine binalar yapıyor. Kimi yerde belediye olarak biz kentsel dönüşümü yapıyoruz. Yani kentsel dönüşümün birden fazla varyasyonunu kullanmak suretiyle çok farklı kentsel yenilemeyi, dönüşümü gerçekleştiriyoruz.

Yani mağdur yaratılmadan yapıldığı için mi vatandaş tarafından benimseniyor?

Kesinlikle. Gecekonduları yıkarken vatandaşlara mağduriyet yaratmadığımız gibi onlara her türlü kolaylığı ve imkanı belediye olarak sağlıyoruz. Her türlü toleransı, hoşgörüyü tanıyoruz. Bu önemli. İkinci de vatandaşların arzu ettiği şekilde bu projeleri uyguluyoruz. Dolayısıyla bu da farklı bir yönetim olarak ortaya çıkıyor.

Büyükşehir yasasında son yapılan değişiklikle yetki ve yatırımlar ağırlıklı olarak Büyükşehir Belediyesi’nde kaldı. İlçe belediyeleri de ağırlıklı olarak sosyal belediyeciliği yönelmeye başladı. Bu anlamda Büyükşehir ile  ilişkiler nasıl gidiyor? Bu son şekilden memnun musunuz?

Büyükşehir yasalarına göre daha doğrusu Türkiye’de belediyecilik düzenlemelerine göre büyükşehirler şehrin bütünü ile alakalı vizyonu ortaya koyar ve o vizyonla örtüşecek olan yatırımları yapar. Şehrin tamamını ilgilendiren yatırım çalışmalarını da büyükşehir belediyeleri yapar. Bir alt yapı, metro, tramvay yapılacaksa Büyükşehir yapar. İmarla ilgili düzenlemeler yapılacaksa imarın ana hatlarını çizen büyükşehir belediyeleridir. Bu çok yerinde ve doğru bir şey. Bu böyle olmalı zaten. İlçe belediyeleri ne yapar? İlçe belediyeleri üst yapıyı yapar. Uygulayıcı belediyelerdir. Planların hayata geçirilmesi, uygulanmasını ilçe belediyeleri yapar. Dolayısıyla bizimde bu anlamda çalışmalarımız üst yapı konusunda, imar uygulamaları konusunda ve tabii ki sosyal belediyecilik konusunda en güzel şekilde devam ediyor. Büyükşehir’le ilişkilerimiz oldukça iyi. Hatta şöyle söyleyebilirim, Kepez Belediyesi’nin geçmiş dönemlerine baktığımız zaman Büyükşehir’le Kepez sürtüşmesinin hiç yaşanmadığı bir dönemi yaşıyoruz. Bunun üzerine bir adım daha ileri giderek şunu ifade etmek istiyorum: son derece bir uyumlu bir çalışmayı ortaya koyuyoruz. Tabi bu uyumlu çalışmanın neticesi de Kepez’e yatırım ve bereket olarak geri dönüyor. Sağ olsun Menderes Başkan’da bizim her türlü talebimize cevap verme konusunda çok hassas davranıyor. Yapı olarak da çok nazik, kibar da bir insan. Dolayısıyla o nezaketi biz çok farklı bir bereket olarak Kepez’de yatırıma dönüştürüyoruz. Gül gibi geçiniyoruz yani. Bizim aramızdaki ilişkinin boyutu Türkiye’de çok az ilçe ve büyükşehir arasında vardır.

Önümüzde yerel seçimler var. Size ‘Seni büyükşehir başkanlığına düşünüyoruz’ deseler, siz ne cevap verirsiniz?

Bu zaten aktüel bir konu. Ben belediye başkanı olduğumda beri bu bana defalarca soruldu. 9 yıldır ben bu soruya cevap veririm. Bu konuda size de aynı cevabı vereceğim. Ben çok genç yaşıma rağmen çok önemli yerlerde sorumluluklar aldım. Benim için çok büyük bir onurdu. Ama ben sürdürdüğüm hiçbir göreve kendim talip olmadım. Partim beni uygun gördü. Benim tek bir derdim oldu. Bulunduğum yerdeki sorumluluğu en iyi şekilde en iyi yerine getirmeye çalıştım. O sorumluluk bilincini en iyi şekilde taşımaya çalıştım ve bir artı değer katmaya çalıştım. Benim farklı bir inancım var. Her şey kader çizgisinde ilerler. Sonuçta neyin ne olacağını bilmiyoruz. Çok güzel bir Anadolu deyişi vardır: “Kalp kurar, kader gülermiş derler.” Yani dolayıyla insanların plan yapmaları çok doğru ve yerinde bir şey değil. Biz plan yaparken hayatta ağlarını örmeye devam ediyor. Sonuç olarak ben hiçbir görevi talep etmedim. Partimin verdiği her görevi yaptım. Şu an Kepez Belediye Başkanıyım. Kepez Belediyesi Başkanı olarak da elimden gelenin en iyisini yapmaya çalışıyorum. Bundan sonraki sürece ilişkin Kepez’le ilgili çok önemli, büyük hayaller kurmaya devam ediyorum. Çünkü bulunduğum pozisyon bana bunu emrediyor.

Adnan Menderes’e hayranlığınız nereden geliyor?

Benim ailem Demokrat Parti kökeninden geliyor. Tek parti döneminin, İsmet İnönü Türkiye’sinin birçok mağduriyetini yaşamış bir aileden geliyorum ben. Hem annemin hem de babamın ailesi Korkuteli’nde o mağduriyetleri yaşamış insanlar. Tabi Menderes iktidara gelince, ülke bir anda güllük gülistanlık oluyor. Devleti milletine hizmet için var olduğunu hatırlıyor ve gerçekten çok ciddi bir rahatlama oluyor. Tabi onun arkasından Süleyman Demirel’le devam eden süreç, Özal çizgisi, Erbakan vs. böyle hep sağ gelenekten gelen bir ailenin çocuğuyum ben. Küçüklüğümde dedem Menderes hayranıydı. Menderes’in iyiliklerini, güzelliklerini anlatırdı. 94 yaşında vefat eden babaannem ölümüne kadar da Menderes’e hep dua ederdi. Hep de onu asanlara karşı da beddua ederdi. Bu fotoğrafı da çok az görmüşsünüzdür. 1960 darbesinden sonra yok edilen fotoğraflardan bir tanesi bu. Peki, o fotoğraf neden duruyor? Siyasette en önemli gücün, halkın gönlünde edindiğimiz yer olduğuna inanıyorum. Halkın gönlünde yer edinmişseniz belki bir başvekil oluyorsunuz. Çok kudretli olduğunuz anda birileri sizi alaşağı ediyor ama gene o millet kendi içinden bir evlat yetiştiriyor. Yıllar sonra iktidara geliyor ve size itibarınızı iade ediyor. Turgut Özal zamanında Menderes’in ve arkadaşlarının itibarı iade edildi. O yüzden siyasette en büyük gücün halkın sevgisi olduğuna inanıyorum. Milletin gönlünde küçücük bir yer edinmek olduğuna inanıyorum. O fotoğrafı da çok uzun uğraşlar sonunda buldum.

Antalyaspor sıkıntılı bir süreç yaşıyor. Kepez Belediyesi olarak bir desteğiniz oluyor mu?

Belediyelilerin spor kulüplerini desteklemeleri ve de imkan oluşturmaları oldukça zor bir işi. Yasal olarak da zor bir iş pratik olarak da zor bir iş. Dolayısıyla bir Kepezspor olarak, yeni nesle gençlere, çocuklar, halka spor yaptırmayı misyon olarak benimsemiş bir spor kulübüyüz. 5 bin civarından çocuğumuz bu sene yaz spor okullarında eğitim gördü. Kışın 3 bin civarından çocuğumuz ders görüyor. 7 binin üzerinde lisanlı sporcuya sahibiz. Türkiye’deki en büyük spor kulüplerinden biriyiz. Aslından yasalara baktığınız zaman yasa koyucu hep şunu hayal etmiş: belediyeler ellerindeki imkânları halkına özellikle özellikle gençler, çocuklar spor yapsın diye kullansın. Bizim Antalyaspor’a ve Türk sporuna en önemli katkımız güçlü bir alt yapımızı var bizim. Bizim bu alt yapıdan çekip çıkardığımız yetenekli çocukları Antalyaspor başta olmak Türkiye’nin önemli spor kulüplerine transfer ediyoruz. Bunun çok da reklamını yapmıyoruz. Türkiye’de spor kulüplerinin daha çok transferler yoluna devam ettiği bir dönemde bizim kendi değerlerimizi yetiştirme çabamızın da Türk sporu adına takdir edilesi, çok önemsenmesi gereken bir husus olduğunu da ifade etmek istiyorum. Bu konu ile alakalı yapmış olduğumuz proje ve çalışmalar TFF tarafından da Türkiye’de örnek 4 proje olarak değerlendirildi kamuda. Sadece Antalyaspor değil, genel olarak bir şey söyleyeyim, biz Türkiye’nin farklı kulüplerine 30’un üzerinde sporcu kazandırmış bir belediyeyiz. Futbolcu haricinde 9 ayrı branşta da hizmet veriyoruz. Mesela Hentbol Milli Takımı’nda 7 tane kızımız var. Biz belediye olarak spora bu şekilde yaklaşıyoruz. Profesyonel de yokuz ama amatörde iddialıyız.

Antalya’da Dokuma olayı hem siyasette hem de halkta çok önemli bir yer almıştı. Dokuma arazisi ranta kurban gitmişti. Siz Antalya tarihinde, Dokuma’yı Antalya’ya kazandıran adam olarak yazılacaksınız. Bu işi nasıl başardınız?

Biz oraya hiç para ödemedik. Sadece 2006 yılında benden evvelki belediye başkanının sözleşmeyi yaparken peşinat olarak aldığı bedelleri ödedik. 10 milyon dolardı. Resmi olarak bu sözleşme gereği ödenmiş olan 10 milyon dolarlık bir rakam vardı. O 10 milyon dolarlık bedeli ödedik. İkincisi de o bina ile alakalı belediyeye 5 milyon lira civarında yatırmış oldukları harçlar vardı onları ödedik. Onun haricinde herhangi bir ceza başka bir şey hiçbir şey ödemedik. Mahkemeler kapandı, her şey bitti. Geçtiğimiz yıl 2017 Aralık’ta tamamlamıştık. O zaman tapularını aldık. Biz o şirketle bu işi sonlandırmanın bütün aşamalarını halkımızla paylaştık. Bu kadar kapalı kapılar arkasında sözleşmelerin imzalandı, dönemin il başkanı ile dönemin belediye başkanın gerildiği bütün partilerin il başkanlarının müştereken işlemin iptali için dava açtığı ve sonrasında hatta belediye başkanının tekrar aday gösterilmemesi ile sonuçlanan, sivil toplum kuruluşlarının eylemler yaptığı bir durumla ilgili olarak, kapalı kapılar arkasında hiç bir şey kalmasın, her şey açık ve şeffaf olsun diye toplumun gündeminde toplumla bu işi yapmak önemli bir yönetişimin örneği.

 

Sorumlu Yazı İşleri Müdürü

AHMET DÖKDÖK
HABER YORUMLARI
Sizde Yorum Ekleyin
POPÜLER
SÜPERLİG PUAN DURUMU
# Takım O G B M P