Sıra bedel ödemeye geldi


Doğayı hoyratça kullanmanın karşılığını, madenciliği ihracat şampiyonu yaparak elde ettik. “Turizm ve tarımın başkenti” diye övündüğümüz Antalya’da maalesef son yıllarda açılan ve doğayı altüst eden mermer ocaklarında üretilen madenlerin ihracatından en büyük geliri sağladık.

Olmaz olsun!..

Diğer ülkelere şöyle bir baktığımızda önümüzdeki en güzel örnek de Hollanda… Hollanda bir tarım ülkesi değil, öyle çok toprağı da yok. Bizim 81 vilayetten biri kadar. Denizi doldurarak toprak sahibi olmuşlar ve yıllık tarım ihracatı gelirleri bizim 20 mislimiz 90 milyar dolar. Biz de tarım ülkesiyiz deyip, samanı bile ithal ediyoruz, et fiyatlarını üretim azlığından durduramıyoruz. İthal etmek zorunda kalıyoruz.

Bir avuç İsrail olmasa elimizdeki tarım ürünlerini de ekip biçemeyeceğiz. İsrail ne verirse kabulümüz, kendi yerli tohumumuzu geliştirmek yerine İsrail’in içine ne karıştırdığını bilmediğimiz tek ekimlik tohumlarını kullanıyoruz. Oysa tohumcumuz var, ARGE yatırımlarımız, üniversitelerimiz neden ciddiye alınmazlar, teşvik edilmezler anlamak mümkün değil. Bu da tohum lobisinin işi olmalı.

Evet; mermer sektörü Antalya, Isparta ve Burdur’u içine alan Batı Akdeniz’de ilk 8 ayın ihracat rekorunu kırdı. Rekor diyoruz da, öylesi övünülecek rakamlar değil. 8 ayda ihraç ettiğimiz mermer 325,8 milyon dolar. Hollanda’nın tarım ihracatı yanında devede kulak, denizde kum tanesi ya da…

Yerli üretimi teşvik etmiyoruz, yerli tohumu kullanmıyoruz, daha doğrusu her alanda üretmiyoruz, ondan sonra da ithalatla, ihracat arasındaki farkı, yani cari açığı, o’nun getirdiği dış borcu, o’nun getirdiği enflasyonu, o’nun artırdığı faizi bir türlü kapatamıyoruz.

Ondan sonra da tutturmuşuz bir türkü:

“Dış güçler ve de lobiler bizimle uğraşıyor”

Aslında biz bizimle uğraşıyoruz. Hani bilindik bir fıkradır:

Cehennemde kazanlar kaynıyor, her kazanın başında bir zebani, dışarıya çıkmaya yeltenenin kafasına vurup dine batırıyor. Bir kazanın başında zebani yok. Cehennem ziyaretçisi merak edip soruyor zebanilerin başına;

  • Bu kazanın başında niye kimse yok?

Baş zebani cevaplandırıyor hemen:

  • O kazanda Türkler var. Biri yukarıya çıkmak isterse, alttakiler o’nu çekiyor. Müdahale etmemize de gerek kalmıyor

Sorunumuz biraz da ahlaki…

Banka işlemlerinde bir memurun yaptığı hata ile düşürülen kurdan gecenin bir yarısı dolar alabilmek için bile kuyruğa giriyoruz. Bin küsur kişi; hiç mi uyumazsınız, düşen kurdan 4 milyonluk döviz alıyor, hatayı ihbar etse günaha girer çünkü… Üstelik bunu “faiz haramdır” diyenlerin yaptığına da eminim…

Herkes işini düzgün ve dürüstçe yapsa bir derdimiz kalır mı dersiniz?

**

Bir de kutlama;

Ali Bahar, örnek işadamlarımızdan biri. Başkanlığını yürüttüğü Antalya Organize Sanayi Bölgesi’nde (OSB) döviz kurunu sabitlediklerini açıkladı. OSB’ye borcu olan, arazi alan, kiralayan sanayici bundan böyle dolar borcunu sabitlenen 3.77 TL’den ödeyecek. İşte destek bu. Sanayicinin döviz artışından belini büken borcunu rahatlıkla ödemesi için böylesi bir karar alan Ali Bahar ve arkadaşlarına kocaman bir alkış…

Bu konuda daha önce komşularına çağrıda bulunarak kira sözleşmelerindeki dövizin Türk Lirası’na çevrilmesini isteyen Muratpaşa Belediye Başkanı Ümit Uysal’ın çağrısına da kulak verelim. AVM sahiplerinden de aynı duyarlılığı beklemeliyiz…

Özür ve düzeltme

3 Eylül Pazartesi günü yayımlanan ‘Seçim startı verildi amma…’ başlıklı köşe yazısında Konyaaltı Belediye Başkanı Muhittin Böcek’in Ankara’ya giderek Anıtkabir’i ziyaret ettiğinin anlatıldığı kısımda ‘Anıtkabir’ kelimesi sehven ‘anır kabir’ olarak yazılmıştır. Tüm okuyuculardan yapılan hata nedeniyle özrü bir borç biliriz.

MAKALE YORUMLARI
Sizde Yorum Ekleyin
Erdoğan KÂHYA
Erdoğan KÂHYA
Antalya'nın Kâhyası
erdogan.kahya@antalyases.com.tr
SÜPERLİG PUAN DURUMU